Toggle menu


Main contents



Kasım 10th, 2011

bugün sinirden tırnaklarım morardı. içimi ateş bastı. terledim ama o biçim titredim. midem bulandı. gözüm doldu ama iki insan ol dedim kendime. akşam (akşam dediysem sen belediye çalışanın akşamını dikkate al.) eve dönerken moral dipte, depresyon tavandaydı. eve gelip ilk işim damar şarkılar açıp eşlik etmek ve boğazıma düğümler eklemek oldu. telefonum kıpraştı ama ben depresyonun derinlerine gitmekle meşgül olduğumdan bakmadım. zaten bana önemli bi’ mesaj or mail gelmezdi. iki dakika bekleyebilirdi. sonra şarkı değiştirirken (saniyesi saniyesine uymayan bir insan olduğumdan) şarkı enerjisi artmaya ve en nihayetinde disko müziğine dönmeye başladı. tabi ben bu aptal modumu değiştirmek için kocaman odada zıplamak ve gerzekçe hareketler sergilemek vesariseyle dans adı verilemeyecek ama bu cümlede böyle geçecek şeyi yapıyordum kendi çapımda. sonra telefonuma bakmak aklıma geldi ve o an karşımda kamera olsaydı kafamdan kırmızı kalplerin çıktığına şait olacak anı yaşadım; uzun zamandır görüşemediğim (dip dibe oturmamıza rağmen bi’ senedir görüşemediğim) arkadaşım mesaj atıp hatrımı sormuştu. hemen yeşil tuşa basarak sesini duymak istedim. eve dönerken “keşke o’nunla kahve içseydik bu akşam, arasam mı acaba?” diye düşünürken depresyonun derinliklerine indiğimden, o da bunu hissettiğinden, eysean’la kahve içsek diye düşünmüş ve mesaj atmış cancağızım. “hadi atla kahve içelim” dedi ve ben de, benden beklenmeyecek süratle “tamam” dedim ve üzerimi giyinip kendimi soğuk bir akşamın kollarına attım.

biriken konuları, dedikoduları ve birbirimize verilecek gazları verip birbirimizin gazını aldık çok şükür. şimdi kendisi sayesinde çok çok çok iyiyim. yüzümde  petrol rengi maske, kuaför randevum alınmış ve iki insan olmaya karar vermiş durumdayım.

ee, ne demiş atagilcüklerimiz “durmak yok, yola devam!”

Posted in Genel | 5 Comments »

More posts