Toggle menu


Main contents

March 3rd, 2010

merhaba güneş!

sabah seni çok aradım ben. hani dedim, nerde bahar? hani gelmişti, hani ben trençkot cennetime dalma adımlarımı atmaya başlamıştım. hani? ben seni seni seni özlemiştim.

yüzünü gösterdiğin için teşekkür ederim. ah şu cam yansımaları gözümün içine girmese daha iyi olacaktı ama sorun değil, gerçekten. ben bununla yaşayabilirim, gıkım çıkmaz,söz!

***

az önce tuvaletteyken aklıma bi’şey geldi. -evet tuvaletteyken geldi. ne var bunda? sana hiç olmuyor mu?-

hani şu çantasını koluna takıp, çanta markasının, kendi isminin önüne geçmesini isteyen ve seven kadınlar var ya, sanırım bu kadınlar normal hayatlarında kocalarının/sevgililerinin/tek gecelik flörtlerinin onları yanlarında çanta gibi dolaştırmalarından bu huyu edinmişler. yani daha açmak gerekirse; zengin babalar, yanlarında hep bakımlı ve süslü bebek dolaştırırlar ya -bakımlı olamaya karışı olduğumdan değil tabi ki.böyle düşünmek saçma olurdu takdir edersiniz ki.bilinçsiz bakımlı olma çabası benim bahsettiğim.caddedeki birbirine benzeyen onyüzmilyon kadınlar gibi… ikiz,üçüz,beşiz,onuz olmayı moda sanan, bunu herşeyden çok önemseyen kadınlar gibi…- işte o kadınların içsel olarak değeri yoktur pek.çirkin, göbekli ama ‘zengin’ bir erkeğin, bir yere giderken  güzel, alımlı ama içi boş kadınları yanlarında dolaştırmalarını kastediyorum.aslında kadınlar buna izin veriyor. bu ne kendileri için ne de yanlarındaki adamlar için önemli değil pek.önemli olan ‘birkaç saniye bile olsa ön planda olmak, şunun sevgilisi, bunun şeysi’ gibi anılmak. değerleriyle değil de yanındaki adamın parasıyla ön plana çıkmalarından hoşlanıyorlar. tıpkı kollarına taktıkları çantaların, onların önüne geçmelerininden aldıkları haz gibi.

tekrarlayarak söylüyorum: kolunda lüks çanta olan kadınlara değil lafım. lafım; kendi değerinin para, güzellik ve dört haneli ve sonunda dolar ve euro olan çantaları taşımak olduğunu düşünen kadınlara.

sizin için üzülüyorum diyemeyeceğim.

Posted in add katagori canım | No Comments »

More posts